Haşmet Babaoğlu bile çileden çıktı: “İnanmıyorsanız uydurmayın bari”
Oruç diyet değildir!
Gazeteye geldim. İlk iş olarak da elektronik posta kutumu açtım. Bir dolu tanıtım mektubu (mail) vardı..
Hiçbirini açıp okumaya gerek görmedim. Neden mi? Çünkü daha hepsinin konu bölümünde kocaman harflerle: “Bilmem ne otelinde muhteşem iftar sofrası” veya “Damaklarda aylar boyu unutulmayacak iftar lezzetleri bilmem ne lokantasında” gibi laflar vardı… Pes artık! Yani ben pes ediyorum… Zaten anlamayamadım gitti; nasıl oldu da ramazanlarımız iftar sofralarının zenginliğine kilitlendi, nasıl oldu da iftar gösterişçiliği her yanı ve en çok da “mütedeyyin muhafazakârlarımızı” teslim aldı?
Ramazan geldi, hoş geldi… Ama fırsat bu fırsat gazetelerimiz yine orucu bir tür zayıflama diyeti gibi gösteren yazı dizileri yayınlamaya başlarlarsa, buna katlanamayacağımı, isyan edeceğimi bilmenizi isterim.
İnançlısınızdır veya değilsinizdir; oruç tutarsınız veya tutmazsınız. Bunlar başka şeyler. Ama inananların oruç tutmasının, inananlardan oruç tutmalarının beklenmesinin diyetle filan uzaktan yakından ilgisi olamaz.
Kendi rızanız için değil, Allah rızası için tutacaksınız orucu. Ve derin düşünerek, sıradan bir ritüel gibi değil… “Oh, tam zamanı, hem sevap olsun hem de sonunda zayıflayayım” türünden pragmatik cinliklerle değil… Kaldı ki, binlerce yıllık insanlık geleneklerine göre hemen bütün inançlarda oruç vardır. Oysa diyet kültürü ve diyet teknikleri modern Batı kültürünün ve beden kavrayışının bir ürünüdür ve endüstriyel bir modadır.
Fakat iki gündür televizyon programlarına bakıyorum. Ramazan yine bireysel açıdan zengin şişmanların diyet; yoksul zayıflamışa beslenme ayı gibi sunuluyor. Olacak şey mi? Peki bize olayın “nefis terbiyesi” ile ilgili yönlerini anlatıp duran büyükanne ve büyükbabalarımızın söyledikleri buhar mı oldu zamanla?
İnancındaki içtenliğinden asla kuşku duyamayacağımız birçok Müslüman da neredeyse böyle kavrıyor. Hatta bazı medyatik hekimlerin söylediklerinin izinden giderek oruçta beden sağlığına ilişkin “hikmet” ler bulma konusu abartıldıkça abartılıyor. Doğrusu toplumbilimcilerin bu tür modern eğip bükmeler hakkında yapacakları araştırmaları ve ulaşacakları sonuçları merak ediyorum.
Ramazan Kuran ayıdır. Kuran’ın iniş ayıdır. Bu anlamda Kuran’ın vahyinin bir “maide” yani “gök sofrası” nın insanların önüne koyulması olduğunu söyleyen ilahiyatçılara kulak vermek gerekir. “Gök sofrası” karşısında “yer sofraları “nı terk etmektir oruç… Hikmeti bedensel olmaktan çok ruhsaldır. “En güzel diyet” yorumları, “muhteşem iftarlar” promosyonları nasıl alıp başını gitmiş, anlayamıyorum ki!
